Hemen hemen üç yıldır blog yazıyorum... Günlük tarzı, deneme tarzı, içimden geldiği gibi, gelmediği gibi, hüzün kokan, acı veren, bazan anlık , bazan yaşanmamışlık, bazan yaşanmışlık, bazan olduğu gibi, bazan gel_git içinde anlamsız; hepsi ben_im!... Hani olur ya, bu bir tür rahatlama... Kimi insan içindeki boşluğu alkol alarak, kimi seyahat ederek, kimisi alışveriş yaparak, kimisi görmezden gelerek, yoksayarak, olmamış ama olsun varsayımlarını hiçe sayarak, yaşayıp gider... Ben de ferkul olarak yazmayı seçtim, bunaldığımda, bir boşluğa düştüğümü hissettiğimde, yaşanmışlıkları kaldıramayacağım anlarda, olmasını istediğim hayaller kurduğumda ve var olan bütün herşeyi ve herkesi olduğu gibi kabullenmekte zorlandığımda, kısaca; kendimi aşmaya çalıştığım her anda; yazmayı seçtim... Hüzün koksa da yazdıklarım, çoğunlukla acı verse de , okunsa da, okunmasa da, hatta bloglar içinde çalınsa, altına kendi imzalarını atsa da okuyanlar, hoşgörülüyüm, en azından okunmuş, beğenilmiş ve seçilmiş ; diyorum... O sizin okuduğunuz her cümlesi umutsuzluk ve olmaması gereken her şeyi anlatan ve haykıran satırları yazdığım zaman, rahatlıyorum... Yazmak benim için içimi dökmek, boşalmak, kuyuya salıvermek gibi bütün boş kovayı; sonra da oturup dinlemek çıkardığı sesi...
Hayalimdi; yazdıklarımın bir dergi veya elle tutulur bir kağıtta görmek... Bunun için kendi çabamla ve tek kalem, kendim!... Yola çıktım...
Dergimin adı ŞİİRİMSİ , TEK KALEM _DEN, yani hepsi benden... DİYOR ŞİİRİMSİ İŞTE İLETİŞİM ADRESLERİ ;
Aykırı bir uçurumum yolunun üzerinde Elini uzatacağın dalları yamacında saklayan Birden bire patlayan Bir çığlığım sessizliğinde Ele-güne karşı seni utandıran
Yaz günü palto giyerim Ceplerim dolu şiir Gören beni deli sanır Adım kaçığa çıkar Keşke kaçsam Keşke kaçabilsem şu dünyadan.
Aykırı bir şiirim kitabının arasında Kargacık burgacık bir yazıyla yazılmış Sondan okumaya başla Nokta koy her dizenin önüne Anlamaya çalış...
Bedeninin bir noktasından dalıp Yüreğini bulabilirim Geceyse başlar yastığa düşerse Ve yorgunsa yüzün Yıldızları soluğumla bir bir ateşleyip Kandiller gibi baş ucuna koyabilirim... Ey bütün tufanların ardında Bulduğum dinginlik! Göçmen çiçeği dünyanın Köklerini ardısıra sürükleyen çılgınlık! Madem ki yaşam bu Madem ki taşın taş olmaktan öte Bir umarı yok Bir türkü söyle kadınım Yürüsün dünyaya mutluluk...
Yağıyor incecik bir yağmur dışarda Yüzün çamurlar üstünde tüten buhur Islak toprak kokusu Doluyor odama Sıkılıyorum Kitapların üstüme yıkılacağından Korkuyorum şimdi Yel esiyor söküyor duvardaki bir resmi Yerine senin yüzünü koyuyor.
Yüzün şimdi karşımda Yüzün akşam karanlığında Toprağın üstüne bırakılmış Bir demet çiçek gibi parlıyor..
O zaman açıyorum Bütün perdeleri O zaman yakıyorum
Bütün ışıkları Camları darmadağın ediyorum Yüzünü avuçlarıma alıyorum Alnını öpüyorum Dünyayı öper gibi...
Sana uzanamadığım gün Ellerim yok sanıyorum Senin bakışlarını yakalayamadığım gün Gözlerim yok... O zaman bir yumruk Bütün gücüyle vuruyor Eski bir piyanonun tuşlarına Binlerce martı kayalıklara çarparak ölüyor Ay ışığı tutkal gibi Yapışıyor pencereme Açamıyorum perdeleri Şiir yok artık Türkü dindi..
Meyvelerini taşıyamayan Ağaçlar gibiyim Sularını taşıran ırmaklar gibi.. Bu kadar mutluluk çok bana Onu günlere Onu aylara bölmeliyim Ve bir tek gülüşünü senin Kutlamalıyım yıllarca...
Sana yüreğimde bir sürgün yeri Göçüp konacak Bir toprak yaratsam Kadınım, sarışınlığının bittiği anı Gizli bir esmerliğe eklesem.. Göçmen çiçek Her yerin yabancısı Yolların, yolların ötesinde Bize bir tek Yarınlar kaldı Göğün tükenip, denizin Başladığı yerde...
Can Kırığı içimde garip bir sancı adı yok, acısı çok avaz avaz bağırsam, ağlasam, haykırsam ağız dolusu. kim duyar ki kim koşar yaralarımı sarmaya. hep güvendim, güvendim yolda kaldım, yarım kaldım. yalnız ve ıslak gözlerim aşktan hasarlı... üzerime yağıyor koca bir hüzün bense içinde küçük bir can kırığı
Sonunda ketum bir tarihe göçebe oldum Adressiz kaldım bu yüzden bir rüzgâr gibi Takıldım hiç büyümemiş bir çocuğun ardına Vizem yok kimliğim sahte yollar mayın döşeli
Bir ömürde kaç sokak izi kalır geriye Saçlarımın ıslaklığından anlıyorum Orda bir çocukluğun yağmuruna varılır Yarpuz kokusu uğurlar sizi görmezsiniz Her sokak aslında bir patikadır
Yüzümde bir yama gibi duruyor zaman Bütün aşkların kan grubu aynı olsa da Ayrıdır çıkmazları son sözleri farklı Gözlerinin rengine uymaz intiharları
Zaten hep gönüllüydü yanlışı yazgısına bulaştı Küçük sevinçlerin büyük kederlerin sahibi Güneşsiz bir gölge kansız bir yara oldu Hüsran sokağında bir aşk daha vurdu kendini
şarap bulaştı ayaklarıma ellerim iğde kokusu tenim susuz bir derya dedimya şarap bulaştı dünyama dünden öğrendim şarap dikmeyi kırmızılarda devrim düşlemeyi ki beyaz ayışığında sonsuz bir rüzgarla sevişmeyi evet dostlar ki istemezdim devrim düşlerimi yarı yolda bırakıp gitmeyi inanınki düşlerimi hiç istemedim toprak altına gömmeyi